☆TÜRK TİM☆
☆☆☆☆TÜRK TİM☆☆☆☆  
 
  •Göktürk Alfabesi ve Ergenekon 30.09.2022 16:00 (UTC)
   
 

 

 
Göktürk alfabesi günümüzde alfabenin temeli olmuştur. 38 harf vardır. Bunlardan dört tanesi sesli, geri kalanlar ise sessizdir. Orhun yazıtlarında ortaya çıkarılan Göktürk alfabesinin belirlenmesi Türkoloji çalışmalarında dönüm noktası olmuştur. O dönemlerde Göktürklerin yazılı bir alfabeye sahip olmaları kültür açısından ileri bir toplum düzeyinde bulunduklarını göstermektedir. Orhun yazısında sessizlerin yanında çeşitli işaretler de kullanılmıştır. Ayrıca bazı çift sesler de vardır. Vokaller ise çoğunlukla yazılmazlar.

Orhun yazıtları Baykal Gölü'nden 400 km güneyde bulunmuştur. Burası Cengiz'in başkenti Karakurum'un tam karşısına düşmektedir. Bilge Kağan ile Kültigin yazıtları üç abidenin en sağlam ve temiz olanlarıdır. Yükseklikleri dört metreyi bulmaktadır. Üçüncü yazıt ise Tonyukuk yazıtıdır. Göktürk alfabesini yaşatan bu yazıtlar sonraları bu alfabenin yüzyıllarca etkin ve yaygın olmasına yardımcı olmuşlardır. Bu alfabe daha sonraları Avarlar ve Sekeller aracılığıyla Avrupa'ya geçmiş ve Macar dilini etkilemiştir. Orhun yazıtları koyu bir ulusalcılık çerçevesinde kaleme alınmıştır. Daha önceki Türk yazını ile ilgili yazıtlar olmadığından, bu yazıtlar çok mükemmel görünmektedir. Ne var ki, bu düzeyin belirli bir geçmişe sahip bulunduğu kuşkusuzdur.

Örnek olarak ele alındığında Bilge Kağan kendi yazıtında şöyle seslenmektedir:

"Ben Tanrı'ya benzer, Tanrı'dan olmuş Türk Bilge Kağan. Tanrı irade ettiği için, kağanlık tahtına oturdum. Ey ulusum, ey hanedanım! Sözlerimi dikkatle dinle!

İleride gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar bütün milletler şimdi bana tâbidir. Şimdiki gibi, kargaşalık olmaksızın, Türk Kağanı, Ötüken'de oturursa, Türk yurdunda sıkıntı olmaz. Ben, Ötüken'de oturarak tek başına yurdu idare ettim. Çinliler'in altınına, gümüşüne, ipeğine, tatlı sözüne, değerli hediyesine kapılmadım. Bunlara kapılan ne kadar Türk'ün öldüğünü, Çin boyunduruğuna düştüğünü unutmadım. Tanrı yardım etti, Türk Kağanı oldum. Dağılmış ulusumu bir araya topladım. Fakir halkımı zengin ettim. Azalmış ulusumu çoğalttım. Atalarım Bumin Kağan'a, İstemi Kağan'a lâyık bir evlat olmaya çalıştım.

Atalarım Türk ülkesini öylesine sıkı tuttular, öyle bilgelikle, öyle güzel törelerle yönettiler ki, Türk ulusu bahtiyar oldu, onların ölümlerine candan ağladı. Atalarıma tâbi olan bütün yabancı uluslar, Çinliler, Tibetliler, Moğollar bile onların çağında yaşadıkları yaşamı unutmadılar. Atalarım o kadar ünlü kağanlardı. Sonradan bilgisiz, kötü kağanlar Türk tahtına oturdular. Onların kötü idaresi ve Çinliler'in hilesi yüzünden Türk ulusu zengin ülkelerini yitirdi. Türk kağanlarının cihanı tutan gücü geçmişte kaldı.

Bu yüzden Çinliler'e beylik eden Türkler köle, Türk kızları cariye oldu. Türk beyleri, şanlı isimlerini bıraktı, Çince isimler kullanmaya başladı. Türkler, Çin kağanına uyruk olup elli yıl onun acıklı ve utandırıcı idaresinde yaşadılar.

Fakat Gök Tanrı, Türk'ün bu durumuna acıdı, Türk ulusu yok olmasın, eskisi gibi dünyanın en yüce milleti olsun diye, babam llteriş Kağan ile anam Elbilge Hatun'u Türkler'e kağan kıldı. Tanrı güç verdi, babamın Türk ordusu kurt, Türk düşmanları koyun oldu, kurt önünden kaçan koyunlar gibi dağılıp gitti. Babam Kağan, doğudan batıya at koşturup Türk ulusunu topladı. Türk Devleti'ni ihya etti.

Ey Türk Oğuz Beyleri! Üstten gökçökmedikçe, alttan yer delinmedikce bil ki Türk ulusu, Türk yurdu, Türk Devleti, Türk töresi bozulmaz. Ey ölümsüz Türk ulusu! Kendine dön! Su gibi akıttığın kanına, dağlar gibi yığdığın kemiklerine lâyık ol!

Ey ulusum! Bil ki, ben, zengin ve parlak bir millete han olmadım. Zayıf ve zavallı bir milletin başına geçip tahta oturdum. Kardeşim Kül Tigin ve yeğenlerim olan iki prens ile ant içtik; babamın, amcamın hayatlarını verdikleri millet uğrunda biz de bütün gücümüzle çalıştık.

Başına geçtiğim Türk ulusunun şan ve şevketi için gece uyumadım, gündüz oturmadım. Ölesiye, bitesiye çalıştım. Tanrı yardım etti, bahtım yâr oldu, yoksul halkımı zengin ettim. Türk ulusunu bütün milletlerden üstün kıldım!"

Kitabelerin dilinden de örnek verelim:

"Uze kök tenri asra yağız yer kılındıkta ekin ara kişi oğlı kılınmış. Kişi oğlında ûze eçü apam Bumin Kağan, İstemi Kağan olurmuş. Orurupan Türk budunun ilin törüsin tutabirmiş, itibirmiş. Tort bulun kop yağı ermiş, sû sülepen tört bulundakı budunuğ kop almış, baz kılmış, başlığığ yükündürmüş, tizliğiğ sökürmüş." (İ E 1-2).

Bugünkü Türkçe'si şöyledir:

"Yukarıda mavi gök, aşağıda yer yaratıldıkta, ikisinin arasında insanoğlu yaratılmış. Insanoğulları üzerine atalarım Bumin Hakan, İstemi Hakan tahta oturmuş. Oturarak Türk ulusunun ülkesini, töresini idare edivermiş, düzenleyivermiş. Dört taraf hep düşman imiş. Asker sevkedip dört taraftaki kavmi hep itaat altına almış, muti kılmış. Başlılara baş eğdirmiş, dizlilere diz çöktürmüş."

"Türk Oğuz Beğleri budun eşidin! Üze tenri basmasar, asra yir telinmeser, Türk budun, ilinin torunun kem atatı? Udçı Türk budun ertez okun!" (İ E 22-23).

Yani: "Türk, Oğuz Beğleri, Türk ulusu, işitin! Yukarıda gökyüzü çökmedikçe, aşağıda yer delin-medikçe, Türk ulusu, ülkeni, töreni kim bozabilir? Ey Türk ulusu, kendine dön!"

"Budun atı küsi yok bolmasun tiyin, Türk budun üçün tün udımadım, kuntuz olımadım; inim Kül Tigin birle, iki şad birle ölüyitû kazgandım. Anca kazganıp biriki budunuğ ot sub kılmadım." (II E 22)

Yani: "Ulusun adı, sanı yok olmasın diye, Türk Milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım. Kardeşim Kül Tigin ve iki şad ile ölesiye, bitesiye çalıştım. Bu kadar cehdedip müttehit milleti dağıtmadım."

Ergenekon Destanı, "Büyük Türk Destanı"ndan bir parçadır. Türk kavimlerinden Göktürkler'i konu alır. Göktürkler'in kaynağını açıklamak ister. Ergenekon Destanı'nın özeti şöyledir:

Türk illerinde Göktürkler'e boyun eğmeyen bir yer yoktu. Bunu kıskanan yabancı kavimler birleşerek Göktürkler'in üzerine yürüdüler. Amaçları öç almaktı. Göktürkler, çadırlarını, sürülerini bir yere topladılar. Çevresine hendek kazıp beklediler. Düşman gelince, vuruşma da başladı. On gün vuruştular. Göktürkler üstün geldi.

Bu yenilgiden sonra yabancı kavimlerin hanları ve beyleri av yerinde toplanıp konuştular.

"Göktürkler'e hile yapmazsak gelecekte işimiz yaman olur" dediler.

Tan ağarınca, baskına uğramış gibi, ağırlıklarını bırakıp kaçtılar.

Göktürkler, "Bunların vuruşma güçleri bitti, kaçıyorlar," deyip arkalarından yetiştiler.

Düşman, Göktürkler'i görünce birden döndü. Vuruşma sonunda düşman, Göktürkler'i gafil avlayıp yendi. Göktürkler'i öldüre öldüre çadırlarına geldi. Çadırlarını ve mallarını öylesine yağmaladı ki, bir ev kurtulmadı. Büyüklerin hepsini kılıçtan geçirdi. Küçükleri kul edindi. Her düşman birini alıp gitti.

Göktürkler'in başında İl Han vardı. Çocukları yoktu. Fakat bu uğursuz vuruşmada bir tanesi hariç, hepsi öldü. Kayı adlı bu oğlunu o yıl evlendirmişti. İI Han'ın Dokuz-Oğuz adlı bir de yeğeni vardı. Kayı ile Dokuz-Oğuz düşmana tutsak olmuşlardı. Fakat on gün sonra bir gece ikisi de kadınları ile beraber atlara atlayıp kaçtılar. Göktürk yurduna geldiler. Burada düşmandan kaçıp gelen çok deve, at, öküz ve koyun buldular. "Dört taraftaki illerin hepsi bize düşman. Gereği odur ki, dağların içinde insan yolu düşmez bir yer izleyip oturalım," dediler. Dağa doğru sürülerini alıp göç ettiler.

Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar. Bu tek yol da öylesine bir yoldu ki, bir deve veya bir at güçlükle yürürdü. Ayağını yanlış bassa yuvarlanıp parça parça olurdu. Göktürkler'in vardıkları yerde akarsular, kaynaklar, türlü bitkiler, meyvalar, ağaçlar ve avlar vardı. Böyle bir yeri görünce, ulu Tanrı'ya şükrettiler. Hayvanlarının kışın etini yediler; yazın sütünü içtiler. Derisini giydiler. Bu ülkeye "Ergenekon" adını koydular.

İki Göktürk prensinin Ergenekon'da çocukları çoğaldı. Kayı Han'ın çok çocuğu oldu. Dokuz-Oğuz Han'ın daha az oldu.Çok yıllar bu iki Hanın çocukları Ergenekon'da kaldılar. Pek çoğaldılar.

Dört yüzyıl sonra kendileri ve sürüleri o kadar çoğaldı ki, Ergenekon'a sığışamaz oldular. Buna bir çare bulmak için kurultay topladılar. Dediler ki, "Atalarımızdan işittik; Ergenekon dışında geniş ülkeler, güzel yurtlar varmış. Bizim yurdumuz da eskiden o yerlerde imiş. Dağların arasından yoz izleyip bulalım. Göçüp Ergenekon'dan çıkalım. Ergenekon dışında her kim bize dost olursa, onunla görüşelim. Düşmanla vuruşalım."

Kurultay bu kararı alınca, Göktürkler, Ergenekon'dan çıkmak için yol aradılar, bulamadılar.

O zaman bir demirci dedi ki, "Bu dağda bir demir madeni var. Yalın kat madene benzer. Şunun demirini eritsek belki dağ bize geçit verirdi." Göktürkler varıp demircinin gösterdiği dağ parçasını gördüler. Demircinin önlemini de beğendiler. Dağın geniş yerine bir kat odun bir kat kömür dizdiler. Dağın üstünü, altını, yanını, yönünü böylece odun ve kömürle doldurduktan sonra, yetmiş deriden büyük körükler yapıp yetmiş yere koydular. Odun-kömürü ateşleyip körüklemeye başladılar. Tanrı’nın gücü ve yardımı ile ateş, kızdıktan sonra demir dağ eridi, akıverdi. Bir yüklü deve çıkacak kadar yol oldu. O kutsal yılın, kutsal ayının, kutsal gününün, kutsal saatini bekleyip bu yoldan Ergenekon'dan çıkmaya başladılar. Bu kutsal gün, ondan sonra Göktürkler'de bayram oldu. Her yıl o gün gelince büyük tören yapılır; bir parça demir alınıp ateşte kızdırılır. Bu demiri önce Göktürk Hanı kıskaçla tutup örse koyar, çekiçle döver. Ondan sonra Türk beyleri de böyle yapıp bu günü kutlarlar.

Ergenekon'dan çıkınca, Göktürkler'in ulu hakanı Kayı Han soyundan Börteçine, bütün illere elçiler gönderirdi; Göktürkler'in Ergenekon'dan çıktıklarını bildirdi. Tâ ki, eskisi gibi bütün iller Göktürklerin buyruğu altına gire

KAYNAK:http://www.denizce.com/tdgokturk.asp
 
 
 
  ☆ TÜRK TİM ☆
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
TÜRK TİM
Bugün 2 ziyaretçi (50 klik) kişi burdaydı!
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol