☆TÜRK TİM☆
☆☆☆☆TÜRK TİM☆☆☆☆  
 
  GAZNELİLER 30.09.2022 15:57 (UTC)
   
 

Gazneliler Devleti, Türk ve Fars kültürleri arasında senteze yönelen bir devlet olarak Türk devletleri tarihinde ayrı bir yere sahip bulunmaktadır. Oğuz Türklerinin Kınık boyu tarafından kurulan bu devlet Ön Asya'da önemli bir konuma sahip bulunuyordu. Müslüman olmayan Akhunlar'ın Hindistan'da iktidardan düşmesinden 4 yüzyıl sonra başka bir Türk devleti yavaş yavaş bu bölgelerde iktidarı ele geçirmeye başladı. Müslümanlığı daha başlarda benimseyen Gazneliler dört yüzyıl sonra Hindistan ve yöresini ele geçirdiler ve bu büyük kıtada ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısına kadar sürecek olan Türk egemenliğinin temellerini attılar. Böylece Hindistan, Türk tarihinin Türkistan, Türkiye, Mısır, İran, Doğu Avrupa gibi başlıca altı bölgesinden birisi durumuna geldi. Gazneliler Devleti, Hindistan'ın Türkleştirilmesi açısından Türk tarihinde önemli bir konuma sahiptir.

 

İlk Müslüman Türk devleti olan Karahanlılar Devleti'nden sonra tarih sahnesine çıkan ikinci Türk Müslüman devleti Gazneliler'dir. Başlangıçta, bulundukları yöre nedeniyle Gazneliler İran kültürü etkisinde bir devlet kurmuşlardır. En geniş zamanında imparatorluk olarak beş milyon kilometrekarelik bir alanı kapsayan Gazne Devleti, Afganistan, Türkmenistan, Horasan, Kirman, Tahran Sin, Belucistan, Pencap, Racistan, Gucarat, Ganj Vadisi, Kuzey ve Orta Hindistan gibi bölgeleri sınırları içine almıştır. Bu bölgelere iki yüzyıldan fazla bir süre hükmeden Gazneliler kendi devirlerinin en düzenli ve disiplinli hükümdarlığı olarak ön plana çıkmışlardır.

 

Devletin merkezi Gazne kenti olduğu için, Gazneliler adı alınmıştır. Batı dillerinde ise bu devletin adı Gaznaviler olarak geçmektedir. Merkezi olduğu devlete adını veren Gazne kenti denizden ikibin beşyüz metre yükseklikte ve bugünkü Afganistan sınırları içinde kalan bir yerleşme bölgesidir.

 

Türk devletleri içinde hükümdara ilk kez Gazneliler zamanında padişah adı verilmiştir. Gazneliler ilk başlarda Karahanlı devletine akınlar düzenleyerek öne çıkmışlar ve daha sonraları da kazandıkları savaşlar sayesinde topraklarını genişletmişlerdir. Karahanlıların zayıflaması Gaznelilerin yararına olmuş ve böylece bir Türk devleti silinirken yerine yenisi geçmiştir.

 

Samanoğulları devletinin muhafız alayında Alp Tekin adında, satın alınmış bir Türk kölesi bulunuyordu. Yetenekleri ile kısa zamanda yükselen Alp Tekin kıta komutanlığından sonra hassa komutanı oldu ve zamanla devletin yönetiminde egemen duruma geldi. Samanoğlu hükümdarı, Alp Tekin'in baskısından kurtulmak için onu 961 yılının başında Horasan'a vali tayin etti. Böylece Samanoğulları başkentinden uzaklaştırılan Alp Tekin daha sonra tahtta meydana gelen değişikliğe itiraz etti. Alp Tekin'in itirazı üzerine yeni hükümdar Nuh da onu görevinden azletti. Bunun üzerine Belh kentine çekilerek Samanoğulları'nın gönderdiği orduyu yenen Alp Tekin, Gazne'ye giderek orada hüküm sürmekte olan yerli hanedanı devirdi, kenti işgal ederek Gazne'de bağımsız bir beylik kurdu. Alp Tekin 963 yılında Gazne'de ölünce eski hükümdar Hint Prensi Lavik ayaklandı. Bu ayaklanmayı bastırmak için Alp Tekin'in oğlu İshak, Samanoğulları'ndan yardım istedi. Bu isteğin sonucunda Gazne beyliği, Samanoğulları'na bağlı bir duruma geldi. Ne var ki, Gazne beyliğinin egemenliği gene eski Türk kölelerinden olan Bilge Tekin ile Sebük Tekin'in ellerine geçti. Önce iktidarı ele geçiren Bilge Tekin kısa zaman içinde ölünce, eski Hint sülalesinden Piri adlı bir kişi yeniden egemenliği ele geçirdi. Bu durum üzerine ordusu ile Gazne'den uzakta olan Sebük Tekin geri dönerek Gazne beyliğine egemen oldu. Sebük Tekin, Gazneliler Hanedanı'nın kurucusudur.

 

Sebük Tekin kısa zamanda Gazneli beyliğini genişletmeye başladı. Zamanla Toharistan, Zabulistan, Gur ve Belucistan'a kadar olan toprakları alarak Gazneliler devletini kurdu. 979 yılında Hindu İmparatorluğu'na karşı savaş açtı, onları yenerek Şamgan bölgesini yağma etti. On yıl sonra yapılan ikinci bir savaştan sonra ise Gazneliler devleti Hindistan'daki sınırlarını biraz daha genişletti. 994 yılında Horasan valisinin ayaklanması üzerine Gazneliler'den yardım istenince, Sebük Tekin ordusu bu ayaklanmayı bastırdı. Bu olay sırasında büyük oğlu Mahmud da büyük başarılar göstererek sivrilmişti. Bu başarı üzerine Samanoğulları hükümdarı, Sebük Tekin'e "Dinin yayıcısı" unvanını verdi.

 

997 yılında Sebük Tekin ölünce Mahmud ile kardeşi İsmail arasında taht kavgası çıktı. Bunun üzerine Mahmud ordusu ile Gazne'ye yürüyerek tahta çıktı. Tarihte Gazneli Mahmud adı ile anılan bu büyük hükümdar tahta çıktığı zaman 28 yaşında bulunuyordu. Mahmud kardeşiyle uğraşırken Horasan'da yeniden Samanoğulları egemenliği ellerine geçirmişlerdi. Karahanlılar devleti 999 yılında Samanoğulları devletini yıkınca, Gazneli Mahmud da tam bağımsız bir duruma gelmiş bulunuyordu. Bu olaydan sonra Abbasi halifesi ile iyi ilişkiler kuran Mahmud 1000 yılında büyük bir tören ile taç giydi. Bu tarihten sonra 1030 yılında ölene kadar savaş alanlarının birinden diğerine koşan Mahmud yalnızca Hindistan'a 17 sefer düzenlemiştir, İslam devletleri arasında ilk kez Sultan unvanını da kullanmış olan hükümdar Mahmud'dur. Mahmud tüm yaşamı boyunca hiç yenilmemiş ve devletini zaferden zafere koşturmuştur. Ne var ki, onun yerine gelenler yeterince güç gösterememişler ve devletin zayıflamasına yol açmışlardır. Bu nedenle tarihte Gazneliler devleti yalnızca Mahmud'un iş başında kaldığı dönem olarak da görülmüştür.

 

Gazne devletini içişlerine ve Hindistan sorunlarına yönelten süreç yetersiz hükümdarların başa geçmesiyle başlamış, Selçukluların ortaya çıkması sırasında devam etmiştir. Selçuklular Türk dünyasını yavaş yavaş kendi sınırları içinde birleştirirken, Hindistan'da ise Gur devleti kuruluyor ve böylece Gazneliler devleti tarih sahnesinden siliniyordu. İran kökenli bir hanedanın kurduğu Gur devleti bir süre sonra Gazneliler devletinin topraklarının büyük bir kısmında egemenlik kurdular.

 

Gazneliler denince akla gelen Sultan Mahmud, devletini imparatorluk düzeyine çıkaran güçlü bir hükümdardı. Günümüzün Pakistan devletinin temellerini atacak kadar Müslümanlığa sahip çıkan Mahmud, tarihin en büyük cihangirlerindendir. Sahip olduğu savaş gücüyle Türk devletleri tarihine önemli zafer sayfaları yazdırmıştır.

 

1001 yılında Hint seferlerine başlayan Mahmud ilk seferinde Hindu kralını yenerek önemli ölçüde ganimetle ülkesine döndü, ikinci seferinde Und kentini işgal ederek yağmaladı. Üçüncü seferinde Bhatiya kenti racasını yendi ve bu yöreyi yağmaladı. 1005 yılında Bottan kentine dördüncü sefer yapıldı ve bu bölgedeki putperestlere karşı savaş açıldı, halkın Müslüman olması sağlandı. Mahmud, Moltan bölgesini alırken Karahanlılar Horasan'ı işgal ettiler. Bunun üzerine Gazneliler geriye dönerek Horasan'ı kurtardılar. Moltanlılar yeniden Hindu olunca Gazneli Mahmud da beşinci seferini başlatarak bunların üzerine yürüdü. Aynı yıl içinde Pencap racası tüm racaları Gaznelilere karşı birleştirirken Mahmud, gene ordusu ile, bunların üzerine yürüdü ve böylece racalar bir daha toplanamayacak biçimde dağıldılar. Yedinci seferde Norayanpur kenti yıllık vergiye bağlandı. Sekizinci sefer Moltan üzerine yapıldı ve ayaklanan Karmatiler sindirildi. 1011 yılında Gur kenti üzerine bir sefer yapıldı ve Gurlular yenilerek Müslüman yapıldı. Afganistan'ın en dağlık yöresi olan Gur böylece kesinlikle Gazne devletinin egemenliği altına giriyordu. Ne var ki, bir süre sonra güçlenecek Gurlular Gazne devletini yıkarak yerini alacaklardı. Mahmud dokuzuncu Hint seferini Kaşmir bölgesine yaptı ve yüklüce ganimet alarak oranın halkını da Müslüman yaptı. Onuncu Hint seferinde kutsal Tanisar kenti ele geçirildi ve oradaki put yıkıldı. On birinci seferinde Harzem ülkesine girdi ve burayı kendisine bağladı. On ikinci Hint seferinde Cumna, Ganj, Mutra, Kaneva kentlerini ele geçirdi. On üçüncü seferi sırasında Karahanlılar Horasan'a saldırdılar. Bunun üzerine geri dönen Mahmud onları yeniden kovdu. Ondördüncü seferde Lokhot kalesi alınamadan geri dönüldü. Onbeşinci seferde Kalinçar kalesi alınmak isteniyordu ama, yüklüce ganimat karşılığında barış yapılarak geri dönüldü. Onaltıncı seferde en büyük putun bulunduğu Sumnat kenti ele geçirildi, put parçalandı ve ganimetle dönüldü. Onyedinci sefer ise Gazneli ordusunu arkadan vurmak isteyen nehir haydutlarının üzerine yapıldı ve onlar yenilerek hazineleri alındı.

 

Hindistan seferlerinden sonra Gazneli Mahmud'un son seferi Hazar Denizi güneyindeki Hamedan ve Rey bölgelerine oldu. Bu yörelerde Müslümanlığa karşı olan Batıni cereyanlarının ağırlık kazanması nedeniyle Mahmud buranın halkına bir ders vermek üzere yola çıktı. Bu yörede oturan Türkmenler Gaznelilerin saldırısı karşısında dağlara çekildiler ama Mahmud bunları yenerek oğlu Mesut'u buraya vali tayin etti. Bu seferden dönerken hastalanan Mahmud Gazne'ye dönemeden sefer sırasında öldü.

 

Gazneli Mahmud'dan sonra yerine oğlu Mesut geçti. Mesut İran'da fetihle uğraşırken bir grup kardeşi Mehmet'i tahta geçirmek istedi. Bunun üzerine Mesut geri dönerek ordusu ile beraber Gazne'ye girdi ve başa geçti. Mehmet buna karşı direnmek istediyse de pek bir şey yapamadı. 1030 yılında Mesut Gazne tahtına oturdu. Mesut da babası gibi cengâver yapılı bir hükümdardı. Bir seferi bitirmeden diğerine başlıyordu. Bütün seferlere kendisi katılmamış, bazılarına komutanlarını göndermiştir. Önce Umman krallığına daha sonra da Keşmir üzerine birer sefer düzenledi. Keşmir dönüşü Tabaristan hükümdarının üzerine yürüdü ve bu yöreyi işgal etti. 1035'de Lahor racası isyan edince buraya ordu gönderdi ve denetim altına aldı. Bir yıl sonra babası gibi Hindistan'a büyük bir sefer düzenledi ve birçok toprakları ele geçirerek kardeşi Mecdut'u Pencap valisi yaparak döndü.

 

O sıralarda güçlenmeye başlayan Selçuklular Gazneliler devletinin en büyük sorunu oluyordu. Selçuklular güçlendikten sonra Horasan içlerine doğru akınlara başladılar. 1035 yılında Mesut Selçuklular üzerine bir ordu gönderdi. Gazneliler Selçukluları yendikten sonra yağma ile uğraşırken Selçuklular yeni bir saldırı daha düzenlediler ve Gaznelilere büyük zarar vererek geri çekilmelerini sağladılar. Bu zaferden sonra Selçuklular yarı bağımsızlık elde ettiler. Mesut bu durumda hemen Selçukluların üzerine yürüyeceğine yeni bir Hint seferi düzenleyerek Selçukluların toparlanması ve güçlenmesi için zaman bırakmış oldu. 1037 yılında Mesut Selçukluların üzerine yeni bir ordu gönderdi. Toparlanan Selçuklular Gaznelilerin ordusunu yenerek geri püskürttüler. Bu zaferden sonra Selçuklu orduları Horasan'ı tümüyle işgal ederek kendilerine bağladılar. Selçukluların ilerlemesi üzerine Mesut 1039 yılında kendisi bir sefer düzenlemek zorunda kaldı. Tuğrul ve Çağru Beyler kumandasındaki Selçuklu ordusu ile Gazneliler Dandanakan bölgesinde karşılaştılar. Üç gün süren kanlı savaştan sonra savaşı yitireceğini anlayan Mesut, Gazne'ye geri çekildi. Mesut toparlanmak ve hazinelerini korumak için Hindistan'a doğru çekilmek istedi. Ancak Sind nehrini geçtikten sonra köleleri ayaklanarak orduyu da beraberlerinde sürüklediler ve Gazne hazinesini yağmaladılar. Mesut'u bir kaleye hapsederek gözleri kör edilmiş olan Mehmet'i sultan ilan ettiler. Bir süre sonra Mesut öldürüldü. Sağlam yapılı bir hakan olan Mesut, babası kadar akıllı değildi. Devletin gücünü yeterince kullanamamış, emektar devlet adamlarını görevden uzaklaştırarak yalnız kalmıştı. Tutarsız davranışları ile kumandanlarının bir kısmını da yitirince durumu zayıflamıştı.

 

Babasının tahttan indirildiğini duyan oğlu Mavdut derhal ordusu ile Belh'den Gazne'ye yürüdü. Amcası Kör Mehmet'i tahttan indirerek babasının intikamını kumandanlardan aldı. Mavdut'a karşı ilk olarak kardeşi Mecdut ayaklandı ama, kısa zamanda ölünce ayaklanma yatıştı. Hemen arkasından Hidular geniş bir ayaklanma düzenlediler. Yeni Delhi racası büyük bir ordu toplayarak birçok kaleleri ele geçirdi ve daha sonra Lahor kentine yürüdü. Doğu'da Hint ayaklanması sürerken Batı'da da Selçuklular ilerlemeleri sürdürüyorlardı. Mavdut ayaklanmaların üzerine komutanlarını gönderiyor ve kendisi Gazne'de oturuyordu. Selçuklular 1045 yılında büyük bir orduyu Gazne yakınlarında Büst kentine gönderdiler. Bu durumdan yararlanmak isteyen Gurlular da ayaklandılar. Mavdut, Selçukluların üzerine Tuğrul adlı bir komutanın yönetiminde Gazneliler ordusunu gönderdi. Gazne komutanı Tuğrul, Selçukluları önce yendiyse de sonra onlarla birleşti. Daha sonra Basi Tekin komutasında ikinci Gazne ordusu Büst kenti civarında Selçuklu ordusunu durdurabildi. Ne var ki, bu durdurma geçici olarak gerçekleşmişti. Selçukluların yeniden saldırıya hazırlanmaları karşısında sonunda Sultan Mavdut kendisi Selçukluların üzerine yürüdü. Sultan yola çıkınca hastalandı ve Gazne'ye geri dönmek zorunda kaldı. 1048 yılında da Gazne'de öldü.

 

Mavdut'un oğlu Mesut II küçük yaşta tahta geçirildi. Sultanın reşit olmadığını ileri sürerek ayaklanan Mesut l'in oğlu Ali kısa zamanda tahtı ele geçirdi, iki yıl boyunca Gazneliler devletini yöneten Sultan Ali zamanında ortaya çıkan en önemli konu dağlarda yaşayan Afganlıların ayaklanarak bir araya gelmeleridir. Afgan ayaklanması da Gazneli devleti içindeki çöküntüyü hızlandırıyor ve devletin sonunu hazırlıyordu.

 

Mahmud'un oğlu Abdül Reşit 1051 yılında kendi komutası altındaki güçlerle sultana karşı bir hareket başlatarak başarıya ulaştırdı. Çeşitli çatışmalardan sonra onu tahttan indirerek başa geçti. Abdül Resifin sultanlığı döneminde Mavdut'un komutanlarından olup kazandığı zaferden sonra Selçuklular ile birleşen Tuğrul yeniden ortaya çıkmış ve kendisine Gazne devletinde saygı gösterilmiştir. Tuğrul yeni topladığı ordusu ile önce Selçukluları yenmiş, arkasından ülkede çıkan bazı ayaklanmaları bastırmış, birazcık güçlenince Gazne kentini basarak Sultan Abdül Resifi öldürüp kendisini Gazne Sultanı ilan etmiştir. Gazneliler Tuğrul'un Sultan olmasını benimseyince bazı karışıklıklar çıktı. Hindistan seferine çıkan Tuğrul geri dönmek zorunda kaldı. Geri dönünce de hanedan yanlılarınca öldürüldü.

 

Saltanat gasıbı Tuğrul öldürüldükten sonra Gazne tahtına Mesut l'in oğlu Ferruhzat geçti. Bu sultanın zamanında Gazneliler Selçuklularla savaşmayı sürdürmek zorunda kalmışlardır. Gazne ordusu, Selçuklu Çağrı Bey ve onun oğlu Alp Arslan'ın saldırılarını başarıyla püskürtmüşlerdir. Ferruhzat birçok savaştan zarar gören Zabulistan halkını vergiden bağışık tutmuştur. Kısa zamanda sevilen bir hükümdar durumuna gelen Ferruhzat 1059 yılında koleradan ölmüştür. Yerine oğlu Mesut III geçmiştir. Onun döneminde de ülke içinde barış ve düzen sürmüş, Gazne orduları Hindistan içlerine, Ganj nehrine kadar seferler düzenlemişler ve ganimetler toplamışlardır. Mesut III zamanında Gurlular bağımsızlık için hazırlıklarını gene sürdürdüler. 1115 yılında oğlu Şerzad başa geçtiyse de ertesi yıl kardeşi Arslan tarafından öldürülmüştür. 1116 yılında Gazne tahtı Mesut lll'ün diğer oğlu Arslan'a geçti. Bu iki kardeş arasındaki kavga sırasında üçüncü kardeşleri Bahram Şah Selçuklu Hükümdarı Sancar'a sığınmıştır. Arslan Sultan, babasından dul kalan Melikşah'ın kızı ve Selçuklu Sultanı Sancar'ın kızkardeşine hakaret ettiğinden, Gazne ile Selçuklular arasındaki barış bozulmuştur. Sancar Zabulistan'ı işgal ettikten sonra Gazne üzerine yürüdü. Gazneliler yenilince Arslan Hindistan bölgesine çekildi. Sancar bunun üzerine Bahrem Şah'ı Gazne sultanı ilan etti. Selçuklu ordusu çekilir çekilmez Arslan geri dönerek tahtı Bahram Şah'ın elinden aldı. Sancar bunun üzerine ikinci kez Gazne'ye geldi ve başkenti kuşatarak Arslan'ı öldürttü ve yeniden Bahram Şah'ı Gazne tahtına oturttu.

 

Bahram Şah 1117 ve 1153 yılları arasında başta kaldı. Ne var ki, artık Gazne devleti bağımsızlığını yitirmiş ve Selçuklular'a bağımlı bir duruma gelmişti. Bahram Şah'ın bastırdığı paraların üstünde halifenin adının yanında Sancar'ın da adı geçiyordu. Gazne devletinin topraklarından yalnızca Hindistan bölgesi Selçukluların egemenliği dışında kalmıştı. Aynı zamanda Gurlular da hızlı bir yükselme gösterdiklerinden Bahram Şah fazla bir şey yapamıyordu. Ülke içinde karışıklıklar sürerken Hindistan valisi de bağımsızlık isteyerek ayaklandı. Ayaklanan vali Bahlim ancak 1128 yılında Moltan yakınlarında kesin bir yenilgiye uğratılabilmiştir. 1135 yılında Bahram Şah yıllık vergisini Selçuklular'a ödememeye kalkışınca Sultan Sancar Gazne üzerine yeni bir sefer düzenlemiştir. Selçuklular'ın büyük seferi üzerine Gazneliler yumuşamış ve yıllık vergilerini ödemeyi yeniden kabul etmişlerdir. Selçuk seferinden hemen sonra da Gurlular büyük bir ayaklanma düzenlemişlerdir.

 

Gur ayaklanmasının nedeni, Gazne'ye kaçmış olan Gur meliki Kutbettin'in Bahram Şah'ın emri ile öldürülmesidir. Öldürülen melikin kardeşi Suri ordusu ile Gazne kenti üzerine yürüyerek 1148 yılında devletin merkezini ele geçirmiştir. Bahram Şah Afganlılar ve Kalaç Türklerinden topladığı ordu ile Gazne'yi yeniden kurtarmış, Suri'yi de yakalatarak idam ettirmiştir. Suri'nin yerine geçen kardeşleri Sam ve Alaaddin, Gaznelilerle savaşı sürdürmüşlerdir. Bahram Şah'ın ordusu Zemindaver ovasında Gurlular'a yenilmiştir. Sam yolda ölünce Alaaddin Gazne seferini sürdürmüş ve kentin civarında ikinci bir savaşı da kazanarak Gazne’ye girmiştir. Alaaddin Gazne'yi ele geçirdikten sonra halkı kılıçtan geçirmiş, kenti baştan aşağı yakıp yıkmıştır. Bu durum üzerine Sultan Sancar Selçuklu ordusu ile Gazne'ye yardıma gitmiştir. Selçukluların geldiğini gören Gurlular geri çekilmişler ve giderken de Büst kentini yakıp yıkmışlardır. Selçuklular Gurluları kovalamışlar ve onları yakalayarak yenmişlerdir. Selçuklular bu savaşta Alaaddin'i esir almışlardır ama, bir süre sonra Sancar onu serbest bırakınca Alaaddin yeniden Gurluların başına geçmiştir. Bu sırada Gurlu-Selçuk savaşından yararlanan Bahram Şah yeniden Gazne'ye girmişse de aynı yıl içinde ölmüştür.

 

Onun yerine oğlu Hüsrev Şah geçti. Alaaddin geri dönünce yeniden ordu topladı ve saldırı hazırlıklarına geçti. Eğer bu sıralarda Selçuklu Sultanı Sancar Oğuzlar ile savaşında yenilerek esir düşmeseydi gene Gazneliler'in yardımına gelecekti. Sancar dört yıl esir kaldı ve serbest bırakılınca da öldü. Oğuzlar tüm ülkeyi hızla işgal ettiler ancak Gurlular kendi ülkelerinde kalabildiler. Oğuzlar Gazne ülkesini işgal ederken Hüsrev Şah'ın bunlara karşı koyabilecek gücü yoktu. Oğuzlar'ın saldırısı üzerine Hüsrev Şah Hindistan'a çekildi ve Lahor kentinde 1160 yılında öldü.

 

Hüsrev Şah'ın oğlu Hüsrev Malik, başa geçti. Malik, aynı zamanda son Gazne hükümdarıdır. 1187 yılına kadar Pencap bölgesinde iktidarını sürdürdü. Gurlular Oğuzlar'ın hareketi sırasında dağlık bölgeye çekilerek kendilerini koruduklarında zaman içinde güçlenmişlerdi. Bir süre sonra ülkenin çeşitli köşelerine Gur akınları başladı. Bir süre sonra Gazne kentini Gurlular Oğuzlardan aldılar ve Gur Meliki Alaaddin 1156 yılında ölünce yerine geçen Seyfettin Oğuzlar ile savaşa başladı ama, 1162 yılındaki bir savaşta yenilerek öldü. Bundan sonra Gurluların başına Şam'ın oğlu Gıyasettin geçti ve Gurluların durumunu iyice güçlendirdi. Gurlular 1173 yılında Gazne kentini Oğuzlar'ın elinden aldıktan sonra Gazne devletine son vermek üzere Hindistan seferine çıktılar. Gaznelilerin Hindistan'daki ülkelerini yavaş yavaş ele geçiren Gurlular son Gazne Hükümdarı Hüsrev Malik'i bir kalede kuşatarak ele geçirdiler. 1187 yılında esir ettikleri Hüsrev Malik'i oğlu Bahram Şah ile beraber Balarvan Kalesi'ne sürdüler ve bir süre sonra da orada öldürdüler. Böylece Gur devleti Gazne devletinin yerini almıştır. Gazne devletinin yerini alan Gurlular karışık bir aileydi, bu nedenle Gur devletini Türk devleti saymak zordur. Gur devleti de bir süre sonra Harzemşahlıların istilası ile karşılaştı ve parçalandı. Gurluların Hindistan dışındaki ülkeleri Harzemşahlar devletinin eline geçti. Böylece Gur devleti de Gazne devletinin yazgısına uğramış oluyordu. Hindistan'daki ülkeler ise Gur ordusunda görevli olan Türk komutanlarının eline geçti. Böylece Hindistan'da Bihar, Bengal, Cavanpur, Malva, Gucurat, Kandeş, Banmani gibi Türk devletleri ortaya çıktı. Bir süre sonra da bu küçük devletler Delhi sultanlığının egemenliğini tanıdılar. Delhi İmparatorluğu'nda 1206 yılından Babür'ün geliş tarihi olan 1526 yılına kadar 34 Müslüman hükümdar saltanat sürmüştür. Gaznelilerin Türkleştirdiği bu topraklarda daha sonra değişik Türk devletleri ve hükümdarları egemen olmuşlardır.

 

 

Gazneliler'de Devlet Düzeni

 

Büyük kahramanlıklar ile kurulan Gazneliler devleti şanssız ve onursuz biçimde sona erdi. Ancak egemenlikleri sürseydi de, diğer devletler gibi Moğol ordularınca silinecekti. Fazla düzeni olmayan istikrarsız bir devletti ve ulusal bir temele sahip olmayıp yalnızca Gazneliler hanedanına dayanarak ayakta kalabiliyordu. Sürekli iç çatışmalar, taht kavgaları, kuruluş yıllarında güçlü olan devlet yapısını giderek çökertmişti. Köle askerlerin başlangıçta büyük kavgalar ile kurdukları Gazneliler devleti temelde askeri bir düzene dayanıyordu. Devletin bürokrasisi yoktu, her şey ordu düzeni içerisinde yürütülüyordu.

 

Temelinde kölelik bulunan devletin ordusunda da kölelikten gelenler komutanlık yapıyorlardı. Eşit durumda bulunan komutanlar seçimle aralarından birini şef yaparlar ve onun yönetiminde savaşa giderlerdi. Şef seçilen komutan savaşta ölürse yerine benzer biçimde yenisi seçilirdi. Gazneliler devletinde egemen olan askeri yönetimin ekonomik temeli, Gazne bölgesi topraklarının önemli bir bölümüne el konulmasına dayanır. Askeri şeflere ilkin arazi değil, arazinin geliri verilir, zamanla bu arazi askeri şefin özel mülküne dönüşürdü. Kaynaklara göre savaşçılar tarımcı olur ve savaşçı nitelikleri bu yüzden bir süre sonra azalma eğilimi gösterirdi. Sebük Tekin, sultanlığı sırasında bu durumu düzeltmek istemiş ve orduya uygun görevin savaş olduğunu, ordunun askerleri tarımcılığa başlarsa savaş alanlarında zafer elde etmenin çok güç olduğunu ileri sürmüştü. Bir süre sonra da askerin özel mülk yaptığı toprakları geri aldı. Karşılığında ise arazinin getirdiği geliri her yılın başında peşin olarak hazineden ödemeye söz verdi. Asker savaşa hazır bir durumda gelecek ve parasını alacaktı. Böylece Gazneliler devletinde askerlerin feodal mülk sahipliğine geçmeleri engellendi.

 

Sayıları giderek artan Türk köle meslek ordusunun beslenmesi ise ancak Hindistan'dan büyük ganimet getiren seferler ile sağlanır. Hindistan' da Şii İsmaililerin Multan'da kurduğu küçük devletler ve budist tapınaklar yağmalanır. Hindistan’da bol olan altın ve gümüş ücretli köle askerlere dayanan Gazneliler devletinin ekonomik temelini oluşturur. Gazne devleti Hint altın ve gümüşü ile zenginleşince düzenli bir ordu kurar ve civardaki bölgeleri ele geçirmeye başlar. Öncelikle Horasan alınır. Horasan verimli bir ovadır; bu bölgenin ürününe el konur ve halkından yıllık vergi alınır. Zorla alınan ağır vergiler nedeniyle köylüler, Horasan yaylasını bırakarak dağlık bölgelere ve kentlere göç ederler. Horasan'daki göçler bir süre sonra Gazneliler devletinin gelirlerinin düşmesine neden olur. Müslüman halk Gaznelilerin zorla ağır vergi almasını Bağdat'taki halifeye giderek anlatırlar. Gazne askeri rejimi yalnızca yoksul halkı değil ama, Horasan'ın eşraf ve zenginlerini de ağır biçimde vergilendirir. Horasan halkı zamanla göçebe Türkler'den Gaznelilere karşı yardım isterler. Vergi toplayıcılar da katı yöntemlerle çalıştırılır. Kendilerinden istenen vergiyi ödeyemeyen vergiciler kalan kısmı kendi ceplerinden ödemek zorunda bırakılırlar. Vergiyi tamam toplayamayan vergicinin mallarına el konulur, bunlar satılır ve parası ile eksik vergi tamamlanarak hazineye ödenirdi. Vergi konusunda görevini iyi yapmayanlara ağır cezalar verilir ve bunların elleri ile ayakları kesilirdi. Ailelerinden kişiler rehin alınır, bazıları ise fillere ezdirilirdi. Vezir, devletin en üst yetkilisi olarak vergi toplamanın da baş sorumlusudur. En çok para toplayan vezir en gözde kişidir.

 

Gazneli Mahmud devletin kuruluş dönemlerinde halktan çok vergi toplar ama, gene de gözü doymaz. Daha fazla vergi isteyince bu kez vezirleri seferber olur. Vergi toplayamayanlar mahzenlerde işkence ile öldürülür. Gizli servetleri söyletmek amacıyla yapılan işkenceler Gazneliler devletinde çok gelişmiştir. Bu işi yapmak için özel olarak konuşturucular çalıştırılmıştır. Vezirler sultanlar için çalışmak zorundadırlar, kendilerini düşünürlerse hemen öldürülürlerdi.

 

Gazneli Mahmud'un yönetimine tarihçiler aydınlanmamış despotizm adını vermişlerdir. Devletin üst kademesinde bir danışma kurulu varsa da sultan kurul üyelerine danışmakla ya da onların öğütlerini dinlemekle yükümlü değildir. Tümüyle askeri hiyerarşiye dayanılarak kurulan devlet düzeninde ücretli köle askerlerin bağlılığı rejimin temelini oluşturmuştur. Ücretli kölelerin devlete olan bağlılıkları geniş bir casusluk örgütü ile denetlenir. Genellikle orduda şef komutanların yanlarına özel olarak casuslar yerleştirilirdi. Gazneli Mahmud ile oğlu Mesut'un birbirlerine karşı ayrı ayrı casus örgütleri kullandıkları tarih kaynaklarında belirtilmiştir. Baba ile onun yerine geçecek veliaht arasında bile güvenin olmadığı bir ortamda casusluk örgütleri çok etkin olmuşlar ve Gazneliler devletinin iç karışıklıklara uğramasına, istikrarsızlıklar içinde bunalımlara düşmesine yol açmışlardır.

 

Askerler değişik etnik gruplardan toplanmıştır. Çeşitli grupları birbirine karşı denge öğesi olarak kullanan Gazneliler devleti eğer bir grup ayaklanırsa diğer grupları ayaklananların üzerine göndererek düzeni sağlamakta idi. Türk tarihinin büyük vezirlerinden sayılan Nizamülmük eserinde Gazneli Mahmud'u Selçuk sultanlarına ideal hükümdar olarak göstermiştir. Ona göre, asker tek etnik gruptan olursa o zaman devletin güvenliği tehlikeye girer. Asker çeşitli etnik gruplardan oluşursa birbirini dengeleyerek ayaklanmaları önleyebilir. Etnik gruplar ayrı ayrı dinlenmeli, hepsi bir araya gelmemelidir. Savaş zamanında ise gruplar arasında rekabet yaratılmalı ve iyi dövüşen gruplara ödül verilerek yarışma havası sürdürülmeliydi. Gazne ordusunda Karluk, Yağma, Kay, Türkmen, Çiğil, Hotanlı, Oğuz, Hint, Afgan, Arap, Gürcü kökenli askerler bulunurdu.

 

Gazneliler devleti Prusya devleti gibi bir ordu-devlet yapısında idi. Toplum, askerler ve asker olmayanlar diye başlıca iki kesime ayrılıyordu. Sadık hizmet veren askerlere hükümdar bağışta bulunur, ganimetlerden pay verirdi. Asker olmayan uyruklara ise pay verilmezdi. Gazneliler devleti uyruğu olan vatandaşlarını iç ve dış tehlikelere, düşmanlara karşı savunur, ama karşılığında onlardan koşulsuz bağlılık ve vergilerin sızlanmadan ödenmesini isterdi. Halkın görevi savaşmak değil, çok çalışarak vergi ödemekti. Hükümdar, adalet ve cezayı devlet adına yerine getirirdi ve ülkede kesin buyruk sahibiydi. Ordu ise hükümdarın buyruklarını yerine getirir, halkı düşmandan korurdu. Halkın hükümdar ve ordusundan korkması, boyun eğmesi devlet ve toplum düzeni için zorunluydu. Böylesine bir anlayışın egemen bulunduğu Gazneliler Devleti askeri ve despotik bir devletti. Devletin kuruluşundaki rolleri gereği köle askeri komutanlar olanak ölçüsünde devlet yönetimini ellerinde tutmaya çalışırlardı.

 

Devlete ekonomik kaynak sağlamak amacıyla, Hindistan'da vergileri toplayan askeri şeflere dayalı tam bir yağma ve sömürge düzeni kurulmuştur. Elde edilen gelirler ile büyük çarşılar, camiler, saraylar ve hanlar yaptırılmıştır. Çok görkemli saraylarda Gazne hükümdarları saltanat sürmüşlerdir. Tarihçilerin bir kısmı Gazneliler devletini gerçek anlamda ilk Türk devleti saymaktadırlar. Oysa ordunun büyük bir kısmı Türk, geri kalanı ise başka topluluklardandı. Devletin tüm nüfusu Türk değildi, çeşitli toplulukların bir arada yaşadığı bir ülkede Gazneliler devleti hüküm sürmüştü. Gazneli Mahmud ve oğlu Türkçeyi iyi bilir ve konuşurlardı. Ne var ki, daha sonraları başa geçen sultanlar İran kökenli Samanoğulları gibi Fars kültürünün ve dininin etkisinde kaldılar. Bazı hükümdarlar Türkçe bilmezler, Farsça konuşurlardı. Sasaniler' den kalan bayramları devlet töreni ile kutlarlardı.

 

 

 

Gazneliler Kültürü

 

Gazneliler devleti sultanlar için büyük saraylar yaptırırken bu büyük yapıların bir yandan da kültür merkezlerine dönüşmesi için çalışıyordu. Gazne sultanları büyük bilginleri, sanatçıları ve ozanları saraylara topluyorlardı. Öyle ki bir anda dörtyüz bilgin ve sanatçının bir arada sarayda barındıkları gözlemlenmiştir. Gazneli Mahmud'un bilim ve sanata önem veren bir kişi olması sarayda böylesine bir gelenek yaratmıştır. Firdevsi'nin Şehname'sine Gazneli Mahmud az para verince ozan saraydan uzak kalmıştır, İbni Sina ise Gazneli Mahmud'u despot olarak gördüğü için ülkeden kaçmıştır. Devlet yönetimi Sünni'lerde olduğu için Şiilerin kitaplıkları yakılır. Büyük Türk bilgini Biruni ile hocası Abd el Şamadi Harizm'den Gazne'ye götürülerek hapsedilir, hoca asılır, Biruni ise bilgisinden yararlanılması için affedilir. Bir yandan bilime ve kültüre saray düzeyinde önem verilirken diğer yandan bu tür olayların görülmesi gibi çelişkili durumlar Gazneliler devletinin iç istikrarsızlığının sonucudur. Gene de Gazneliler döneminde kültür ve sanat adına çok şey yapılmıştır.

 

Gazneliler döneminden çok sikke kalmıştır. Bu sikkelerin üzerinde Alp Tekin döneminden Hüsrev Malik saltanatına kadar başlıca olaylar yeralmaktadır. Farvan'da Sebük Tekin'in bastırdığı sikkeler dikkati çekmiştir. Vezin ve kıtalar açısından Hindu şeyhlerinin sikkeleri taklit edilmiştir. Daha sonra Muhammed ve Mesut l de bunların kullandığı süvari tipini almışlar ve süvarinin üzerine kendi isimlerini koymuşlardır. Bazıları Arapça ve Sanskritçe olmak üzere iki dilde yazılmıştır. Hint paralarının yanı sıra Abbasi halifelerinin bastırdığı paralar tarzında dinar ve dirhem basımı da sürdürülmüştür. Selçukluların egemenliğine kadar bu sikkelerin yapımı sürdürülmüştür.

 

Son yıllarda yapılan tarihsel ve bilimsel araştırmalarda Gazneliler sanatının Selçuklu sanatına kaynaklık yaptığı ortaya çıkmıştır. Böylece özellikle kökleri hakkında fazla bir şey söylenemeyen Selçuklu figürleri yeni yeni aydınlanmıştır. Selçuklular ile Gazneliler arasında mimari tezyinat açısından önemli benzerlikler ortaya çıkmıştır. Her ikisinde de taş kullanılmıştır. Özellikle Anadolu Selçuklularının sanatındaki motiflerde epeyce benzerlik bulunmaktadır. Gazne kazılarının en ilgi çekici buluntularından biri mermer levha ve bir kapı kanadıdır. Ayrıca bol süslemeli levhalar da ortaya çıkarılmıştır. Levhaların yüzeyi bir orta saha ve onu çeviren geniş bordürden meydana.gelmektedir. Bordürün iki kenarında kırık dalgalı hatlar kesişerek sekizgen bölümler ortaya çıkarmakta, bu bölümleri hayvan figürleri doldurmaktadır. Hayvan figürleri arasında çoğunluk gri fonlardadır. Bundan başka kanatlı aslanlar, üst köşede bir tavus kuşu ve filler göze çarpmaktadır. Fillerin ucu püsküllü eyerleri vardır. Çoğu hayvan figürleri sakin yürüyüş halinde ya da ön ayaklarını kaldırmışlardır. Fillerin ise sol ön ayakları arkaya doğru bükülüdür. Gazne kabartmasındaki filler ile Konya surlarına ait bir kabartmanın fil tasviri arasında büyük benzerlik bulunmaktadır. Benzer süslü, püsküllü eyer ve baş koşumları vardır. Konya kabartmasında fili kovalayarak boynuzunu ona batıran tek boynuzlu efsane hayvanı da Gazne kabartmasındaki efsanevi yaratıklarla aynı dünyadan çıkmış izlenimi vermektedir.

Anadolu Selçuklularının kabartmaları iyice incelendiğinde Gazne sanatının önemli etkileri bulunduğu görülmektedir. Gazne kabartmalarında görülen insan başlı kuş figürlerine Konya'daki Selçuklu eserlerinde de rastlanılmıştır. Bu figürlerin hepsinde gövde profilden, baş cephedendir. Hayvan başları da iki sanat alanında da benzer biçimlerde ele alınmışlardır. Gazne kazılarında çıkan çift başlı kartal Anadolu Selçuklularından kalma eserlerde de görülmüştür. Sürünerek av peşinde giden hayvan ile onun önünde başını geri çevirerek kaçan hayvan gene hem Gazne hem de Anadolu Selçuklu sanat eserlerinde benzer biçimlerde kullanılmıştır.

KAYNAK:http://www.denizce.com/tdgazneli.a





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
E-mail adresin:
Mesajınız:

 
  ☆ TÜRK TİM ☆
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
TÜRK TİM
Bugün 2 ziyaretçi (46 klik) kişi burdaydı!
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol